Renk seçin:


Bağırsaklarımızın dostu GAPS diyeti nedir? GAPS diyeti nasıl yapılır?

  • 05 Eylül 2017
  • 364 kez görüntülendi.
Bağırsaklarımızın dostu GAPS diyeti nedir? GAPS diyeti nasıl yapılır?

Bağırsaklarımızın dostu GAPS diyeti nedir? GAPS diyeti nasıl yapılır?

Başta sağlıklı olmak, ardından da fit bir görünüme kavuşmak, giysilerimizi kendimize daha çok yakıştırmak için genç, yaşlı, kadın, erkek neredeyse herkes kilo vermeye çalışıyor. Estetik kaygıdan çok, tıbbi gereklilikler sebebiyle aslında kilo vermek, bir ihtiyaç halini aldı. Hal böyle olunca da, her yerde, herkesin bir diyet programı, sağlıklı beslenme önerisi var. Bu onlarca, hatta yüzlerce diyet önerisi içinden kendiniz için en iyisinin hangisi olduğuna siz karar vereceksiniz elbette. Ancak burada dikkat etmeniz gereken hususlar; uygulayacağınız diyet programının metabolizmanızı hızlandırması, bağırsak, mide gibi sindirim yollarını temizlemesi gerekiyor. Bunun için diyetiniz; sağlıklı protein, vitamin, mineral, lif ve doğal yağlar bakımından zengin, karbonhidratlar oldukça fakir olmalıdır. Beslenmenizde en doğalından meyveler, sebzeler başköşede yer alırken, işlenmiş gıdalar, katkı maddeleri, koruyucular, trans yağlar ise hiçbir şekilde yer bulamayacak. İşte aslında sağlıklı beslenmenin ve dolayısıyla fit bir vücuda sahip olmanın temeli burada yatıyor. İşte bu bağlamda hazırlanan diyet programlarından birisi ve aslında en favorilerden birisi de GAPS diyetidir.

Bağırsak sağlığının önemi

Tüm vücut sağlığımız aslında, bağırsak floramızın % 100 sağlıklı olmasına bağlıdır. Çünkü sağlıklı bağırsak florasındaki mikroorganizmalar demek, vücudumuzu dışarıdan alınan patojenler, kimyasallar, toksinlerden koruyan en önemli etken demektir. Bununla birlikte sağlıklı bağırsak florası bağışıklık sisteminin sağlıklı olmasında da çok önemlidir. Zira vücut salgılarının doğru bir şekilde salgılanması, lenfositlerin ve fagositlerin tam fonksiyonla çalışması, interferonların, sitokinlerin ve daha çok sayıda aktif bağışıklık tepkisinin gerçekleşmesi sağlıklı bir bağırsak florası ile mümkün olabilmektedir.

Bağırsak sağlığı ve GAPS tedavisi/ diyeti ilişkisi

GAPS diyeti ya da tedavisi genel olarak bağırsak sağlığını destekleyen ve dolayısıyla da kişinin ideal kiloya ulaşmasına da yardımcı olan bir beslenme programıdır. Bu bağlamda uygulanan özel bir beslenme programıyla; bozulan bakteri dengesini düzeltmek, hasarlı, yaralı, ülserli, ateşli, sızıntılı bağırsak duvarı ve bağırsak epitel dokusu iyileştirmek amaçlanır.

Bu beslenme programında; patojen bakterileri ve mantarları besleyen, nörotoksin üreten yiyecekler, işlenmiş gıdalar tamamen beslenme sepetinden çıkarılır. Bağırsak dostu bakteriler olarak bilinen probiyotik desteği sağlayan fermente yiyecekler ve probiyotik destekleri ise diyetin temel öğeleridir.

Lactobacilli, bifidobacteria, acidophilicus insanların bağırsaklarında bulunan en önemli faydalı mikroorganizmalardır. Candida albicans, clostridia, escherichia coli, streptokoklar, pseudomonaslar ve bakteroidesler ise bağırsak florasının içinde bulunan fizyolojik ortamlarda zararsız ancak disbiyotik şartlarda güçlü hale gelince, patojen durumuna geçerek zararlı olabilen mikroorganizmalardır. İşte bu nedenle de bağırsak florasındaki mikroorganizmaların birbiriyle olan sayısal dengelerinin ve faydalı floranın korunması öncelikle bağırsak sağlığı, genel olarak da tüm vücut sağlığı için çok önemlidir.

Hal böyle olunca da;

  • Sağlıksız ve dengesiz yeme, içme alışkanlıkları, özellikle de beyaz şeker ve rafineri karbonhidrat ağırlıklı beslenme,
  • Aşırı stresli bir iş ortamı, gün içinde yeterince su tüketmemek,
  • Ağız ve diş sağlığını korumamak,
  • Sık sık ilaç kullanmak, özellikle de antibiyotik almak,
  • Kortizon kullanımı gibi daha sıralanabilecek sağlıksız koşullar bağırsak florasını bozar.

Bağırsak florasının da bozulması, bağırsağı hasarlı ve sızıntılı hale getirir. Sağlıklı olmayan bir bağırsakta sindirim fonksiyonları ve emilim de sağlıklı bir şekilde ilerlemez. Bu durumda vücutta önemli vitaminler, mineraller, temel yağlar, aminoasitlerin eksiklikleri yaşanır. Bir de yeterince sindirilememiş besinler, bağırsağın sızıntılı ve hasar görmüş epitelinden hızla geçer ve kişide besin alerjileri gelişir.

Bağırsak florasında zararlı mayaların, candida aşırı şekilde çoğaldığında vücut glikoz deposu haline gelir. Bu bağırsak düşmanı candidalar; şeker ve rafineri karbonhidratlarla büyür, vücuttaki glikozu etonole ve yan ürünü olan asetaldehide çevirir. İşte bu asetaldehide ve aşırı alınan alkol de beslenme ile vücuda alınan; B6 vitamini gibi pek çok vitamini, besini ve proteini işlevsiz hale getiriyor. Asetaldehide vücuda aldığımız proteinlerin yapısını değiştirir ve onları yok eder. Bir de bu durumda bağışıklık sistemi tarafından üretilen antikorlar ise vücutta benzer yapıya sahip diğer proteinlere saldırır. Hal böyle olunca da bağışıklık sistemiyle ilgili pek çok hastalığın, alerjilerin, romatizmal hastalıkların tetiklenmesi, yaşanması kaçınılmaz hale gelir. Ayrıca asetaldehide; vücudun temel dengesini sağlayan tiroit bezinin de işlevlerine zarar verir. Tiroit bezi yeterince hormon üretse de asetaldehide onun çalışma alanlarını işgal ederek tiroit yetersizliğine sebep olur. Bu durumda ise kişide halsizlik, yorgunluk, hızlı kilo alma, bağışıklığın zayıflaması ve depresyon gibi pek çok rahatsızlık ortaya çıkar. Tüm bunlara ek olarak vücudun yeterince seratonin salgılayamamasını da hesaba katarsak, sağlıksız bağırsak florası demek, sağlıksız bir vücut demektir.

Bağırsak florası neden bozuluyor?

Bağırsakla ilgili hastalıklar ve özellikle de obeziteye varan şişmanlık neredeyse son 10- 15 yılın en önemli hastalıklarıdır. Bu hastalıklarda modern toplum insanlarının beslenme sepetinde

  • Şekerin, rafineri gıdaların bolca bulunması,
  • Su yerine çok fazla şeker, asit, katkı maddesi ve kimyasallar içeren sıvıların tercih edilmesi,
  • Çevremizde toksik, kimyasal ve elektomanyetik kirlenmenin artmasıyla da tüm büyükşehir insanlarında bağırsak florası bozulmakta ve hastalıklar da adeta salgın haline gelmektedir.

Bozuk bağırsak florası;

  • Yetişkinlerde obesite, depresyon, fibromiyalji, romatizmal hastalıklar, migren, MS gibi nörolojik hastalıklara,
  • Çocuklarda alerjiler, astım, obesite, dikkat eksikliği, hiperaktivite, otizm, disleksi, öğrenme güçlüklerine yol açıyor.

GAPS diyeti bağırsak ve tüm vücut dostudur!

GAPS beslenme programı, tedavisi ya da diyeti ise; kısa bir zaman içinde bağırsak hasarını giderir ve bağırsak sızıntılarını engeller. Bu sayede sindirilmemiş besinler, toksinler, ağır metaller de kana bulaşamaz. Hal böyle olunca da kişinin hem beyninin, hem de tüm doku ve organlarının toksinlenmesi, zarar görmesi önlenmiş olur.

GAPS diyetine başladıktan kısa bir süre sonra bozuk bağırsak florasının yol açtığı psikiyatrik ve fizyolojik semptomlar da ortadan kalkabiliyor.  Zira GAPS diyetiyle sızıntılı bağırsak duvarı iyileştirilir, beyin ve tüm bedeni zehirleyen toksin geçişi durdurulur. Diyetle birlikte semptomlar ortadan kalksa bile, bakteri dengesinin sağlanması ve tedavinin layıkıyla tamamlanması için GAPS sağlıklı beslenme programına devam edilmesi önerilir. Bu bakımdan GAPS diyetine sadece bir diyet programı değil, sağlıklı beslenme hayat tarzı olarak bakmak gerekiyor. Zira sağlıklı bir bağırsak demek, sağlıklı bir metabolizma, vücut demektir. Bu bakımdan kişi sağlığına kavuştuktan sonra bu sağlık durumunu yeniden sağlıksız alışkanlıklar edinerek bozmak doğru olmayacaktır.

Bağırsaklar, vücudun temel sağlık garantilerindendir!

Bağırsaklar; besinlerin sindiriminden, mineral ve vitaminlerin emilmesinden, ağır metaller gibi toksinlerin vücuda girişini engellemekten sorumludur. Ancak hepsi bu değil. Zira bağırsaklar sağlığımız ve yaşamsal fonksiyonlarımız için çok gerekli olan pek çok hormonu üretme gibi bir işlevi de vardır. Bu hormonların içinde en önemlilerinden birisi ise kendimizi mutlu ve iyi hissetmemizi sağlayan serotonindir. Bilimsel çalışmalar, işte bu meşhur serotoninin en yüksek oranda bağırsaklar tarafından salgılandığını gösteriyor.

Sağlıklı bir bağırsak florası; istemeden dışarıdan aldığımız pek çok toksini, histamini, ağır metalleri etkisizleştirerek vücuttan atmaktadır. Bununla birlikte besinlerin layıkıyla sindirilmesi, sağlığımız için gerekli olan mineral ve vitaminlerin emilebilmesi için de bağırsak florasının sağlıklı olması çok önemlidir.

Sağlıksız bağırsak florası ise en çok buğday ve çavdarda bulunan glüteni, süt ve süt ürünlerinde bulunan kazeini sindirmeye engel oluyor.

Çocuklukta sağlıksız floranın sonucu çok tehlikelidir!

Sağlıksız bir bağırsak florasına sahip olan kişilerde glüten; glüteno morfine, kazein ise kazeino morfine dönüşüyor ve bu durumda vücuttaki kan, beyin bariyerini aşıp tıpkı bir morfin veya eroin gibi beynin bazı bölgelerinin işlevini engelliyor. Hal böyle olunca da dikkat dağınıklığı, hiperaktivite bozukluğu, yaygın pek çok gelişimsel bozuk ve öğrenme güçlüğü gibi sorunlar ortaya çıkıyor. Bu vakalarda çocuklukta nörolojik gelişim bozukluğu, zihinsel ve fiziksel engeller oluşuyor. Bu çocuklar ergenlik dönemlerinde ve ileriki yaşlarında diğer yaşıtlarına göre madde bağımlılığına daha yatkın oluyorlar.

Basit ama önemli

Bizler sağlıksız beslenme ile hastalanır, sağlıklı besleme ile tekrar sağlığımıza kavuşabiliriz. Bu yüzden hastalıklar ortaya çıktığında özel tıbbi tedavilerin yanı sıra beslenmenin de sağlıklı olarak düzenlenmesi çok büyük önem arz ediyor.

Bunun için öncelikle Vegatest adı verilen bir beslenme testi ile vücudunuzda birikmiş olan toksin yükünü belirleyip onları vücudumuzdan uzaklaştırmak mümkün. Bunun için düzenli aralıklarla detoks yapmak, sağlıklı ve dengeli bir beslenme alışkanlığı kazanmak yoluyla bozulmuş olan bağırsak florasının yeniden düzenlenmesi, varsa enzim ve mineral eksikliklerin giderilmesi çok önemlidir. Bu bağlamda nöralterapi ile vücudu ve bağ dokusunu düzenlemek de bu tedaviye çok önemli katkı sağlıyor. Böylelikle vücudun kendi kendisini tamir etmesi ve onarım mekanizmalarının devreye sokularak vücudun toksinlerden arındırılması hızlandırılarak tedavi sağlanır.

Bağırsak sağlığının anahtarı: GAPS diyeti

Bozulan bağırsak florasını doğal yolla tedavi edebilmenin de en önemli unsuru GAPS diyetidir. Sağlıksız beslenme ve yaşam dolayısıyla bozulan bakteri dengesini düzeltmek, hasarlı, yaralı, ülserli, ateşli, sızıntılı bağırsak duvarını ve bağırsak epitel dokusunu iyileştirmek için GAPS diyetini uygulamak öneriliyor.

Bağırsak hastalarına uygun olan bu diyet, genel olarak özel karbonhidrat diyetine, karbonhidrat bakımından fakir beslenmeye dayanıyor. GAPS diyetinde; patojen bakterileri ve mantarları besleyen, nörotoksin üret​en besinler, işlenmiş, rafine edilmiş gıdalar beslenme programından tamamen çıkarılıyor. Aynı bağlamda dost bakteri olarak adlandırılan ve probiyotik desteği sağlayan fermente yiyecekler ve probiyotik gıdalar da diyetin temel taşlarıdır.

GAPS diyeti sayesinde; kısa bir zamanda bağırsak hasarı onarılır, sızıntıları engellenir, sindirilmemiş yiyecekler, içecekler, toksinler, ağır metaller kana geçemez. Bu sayede beyin, dokular ve organlar toksinlenmez. Dolayısıyla da GAPS diyeti ile psikiyatrik ve fizyolojik semptomlar ortadan kalkar. Bu durumda; epileptik, şizofrenik, disleksik, depresif, manik gibi psikolojik semptomlar; alerji, egzama, anemi gibi fizyolojik semptomlar kalkar. Bu iyileşmenin sağlanabilmesi ve tüm yaşam boyunca devam edebilmesi içinse bu diyetin en az 1 yıl süre ile sürdürülmesi gerekiyor. Bu sürenin ardından diyet süresince izin verilmeyen gıdalar azar azar beslenme programına alınır. Bu süre içinde yaşanan semptomlar kontrol altında tutulur ve sorun yoksa diyet programı yavaş yavaş bırakılır.

GAPS diyeti 3 bölüme ayrılır!

  1. Aşama: GAPS diyetine giriş

GAPS diyeti giriş bölümü kendi içinde 6 aşamaya ayrılıyor. Bu aşamada sağlıksız bağırsak florasının fizyolojik ve psikolojik etkileri yavaş yavaş kaybolmaya başlar.

  1. Aşama: Tam GAPS diyeti

Sağlıklı beslenme ile bağırsak florası dengeye kavuşur. Hastalığın psikolojik ve fizyolojik semptomları yok olur.

  1. Aşama: GAPS diyetinden çıkış

Artık bağırsak florası tamamen dengelenmiş, bağırsak duvarı ve epitelyum dokusu da tam olarak iyileşmiştir. GAPS diyeti doğrultusunda yavaş yavaş diyetten çıkılır.

GAPS diyetine giriş

Bu aşama hasarlı bağırsak astarını iyileştirmek için uygulanmaktadır. Bu aşamada amino asitler, glikozaminler, yağlar, vitaminler, mineraller gibi bağırsak astarını oluşturan tüm maddeleri içerir. Bunların tamamı bağırsak astarı için faydalı maddelerdir.

Bağırsak hastalarının bağırsak astarı genellikle ülserli ve iltihaplıdır. Çok net belirti vermediği için hastalar genellikle bunu bilemezler. Bu bakımdan GAPS diyeti, bağırsak hastalarının bağırsak astarını onarmak, iyileştirmek odalı besinleri içermektedir. Bu aşamada tüketilen besinlerle bağırsak duvarı iyileştirilir, besinler de emilmeden önce en doğru şekilde sindirilir.

Bağırsak sorunlarından dolayı reflü, karın ağrısı, ishal, şişkinlik, kabızlık, gıda intoleransı, alerji ve egzama gibi sorunlar yaşayan hastalar GAPS diyeti giriş aşamasını detaylı olarak uygulamalıdırlar. Diyetin harfiyen uygulanması ile hastalık semptomları hafifleyecek, sindirim sistemi düzenli çalışmaya başlayacaktır.

GAPS diyeti sadece bağırsak sorunları yaşayanlar için değil, her hangi bir şikayeti olmayanlar için de çok faydalı olabilir. Henüz fark edilir düzeyde olmayan rahatsızlıklar da büyümeden önlenmiş olur.

Eğer kişi ciddi düzeyde sindirim ve gıda intoleransı yaşamıyorsa giriş aşamasını birkaç gün içinde tamamlayabilir. Bu süre içinde bağırsağın ve tüm vücudun daha yüksek bir sağlık durumuna kavuşması mümkün olur. Ancak GAPS diyetinin giriş aşamasını hiç uygulamadan direkt olarak 2. aşamaya geçmek ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

6 aşamalı olan GAPS diyeti birinci aşamada, her şeyi sırasıyla uygulamak basamakları atlamadan devam etmek gerekiyor. Karın ağrısı, ishal gibi sorunlar geçmeden asla 2. aşamaya geçilmez.

Tam GAPS diyeti

GAPS diyetinin ilk aşaması sorunsuz uygulandıktan sonra bu diyetin yemek pişirme ve beslenme alışkanlıklarını edinmiş olacaksınız. Kişi bu süre içinde vücudunun gıdalara gösterdiği tepkileri de öğrenmiş olacak. Artık GAPS diyetini en az bir yıl, hatta ömür boyu uygulamaya hazır ve alışkın hale geleceksiniz.

GAPS diyetinden çıkış

GAPS diyetinden çıkış aşaması, diğer ilk 2 aşamaya göre elbette daha kolay olacaktır. Ancak bu aşamaya geçmek için acele etmeye de gerek yok. Zira ne kadar uzun süreli olarak bu diyet uygulanırsa, başta bağırsak sağlığı olmak üzere tüm vücut sağlığı da her geçen gün daha iyi olacaktır. Bunun için en az 1 yıl tam GAPS diyetinde kalmak gerekir. Aslında hastalığın semptomları daha giriş aşamasındayken yavaş yavaş ortadan kalkar. Bu ilerleme her ne kadar kişiye göre değişiklik gösterse de genel iyileşme bu şekildedir. Fakat söz konusu olan GAPS diyetinden çıkış aşamasıysa, bağırsaklarınızın, sindirim sisteminizin en az son 6 aydır muhteşem çalışıyor olması gerekiyor.

GAPS diyetini uygulamak belki ilk başlarda zor gelebilir ya da adının “diyet” olması bir önyargı oluşturabilir. Ancak bu diyette tüketilen besinlerin besleyicilik değeri çok yüksektir ve kişinin genel sağlık durumunu da geliştirmektedir. Tüm bağırsak sorunlarının bu diyetle çözülebiliyor olması, hastanın hayatının geri kalanında daha sağlıklı bir birey olması ve kilo vermek için başka bir diyet uygulamak durumunda kalmaması anlamına geliyor. Zira bireyin sindirim sistemi tam sağlığına bir kez kavuşursa sonrasında uzmanlar tarafından “sağlıklı” olarak kabul edilen tüm besinler rahatça tüketilebilecektir. Ancak herkesin diyeti uygulama süresi ve fayda görme süresi değişir. Bazıları için bu süre 1 yılken, diğerleri için 2 ya da 3 yıl olabilir. Burada hastanın yaşı da önemli bir faktördür. Zira yaşı küçük olanlarda iyileşme süresi daha kısa iken, ileri yaşlardakilerde bu süre uzayacaktır.

Bağırsak hastaları için diyet programı

Bağırsak hastalığı demek, aslında sindirim sistemi hastalığı demektir. Tedavi de bu bağlamda yapılır. Bağırsakları iyileştirmek, rahatlatmak, fonksiyonlarını desteklemek için karbonhidratlardan uzak durmak esastır.

GAPS diyetinde mutlaka bulunması gereken besinler

Et ve balık:

Tüm taze ve donmuş etler, sakatat, kümes hayvanları, balık ve kabuklu deniz ürünleri bu diyette tüketilir. Et ve balık bizler için mükemmel besin kaynakları arasındadır. Pek çok kişinin düşündüğünün tam aksine; insanların günlük ihtiyacı olan aminoasitler, vitaminler, besleyici yağlar, pek çok mineral ve diğer besinler en yüksek miktarda et, balık ve diğer hayvansal gıdalarda bulunur. Et ve balığın içerdiği bu değerli besinler insanlar için en sindirilebilir halde bulunurlar. Et, balık ve kemik suları yüksek oranda besleyicidir ve sindirim sistemi için de çok faydalı besinlerdir. Et, kemik ve balığı suyun içinde haşladığınızda kaliteli besinlerin çoğu suya geçmektedir. İşte bu enfes et sularını çorba ve yemek yapmak için, yemeklerle ya da yemek aralarında içinizi ısıtacak ve sizi tedavi edecek bir gıda olarak tüketebilirsiniz. Ancak et suyu derken marketlerde paket halinde bulunan tüm et suyu tabletlerinden uzak durmanız gerektiğini söylemeye gerek bile yok diye düşünüyorum. Zira paketli et suyu tabletleri, sizin evde hazırladığınız et suyunun iyileştirici özelliklerinden her hangi birini içermez, hatta çok zararlı maddeler barındırır. Özellikle de su içinde pişirilen etler, sindirim sistemi hassas olan kişiler için çok daha kolay sindirilir besinlerdir. Ancak bu bağlamda yağsız, yağı alınmış etten ve et ürünlerinden uzak durun. Çünkü vücudumuz et liflerini ancak yağ, kolajen ve bir etin sağlayabileceği diğer maddelerle birlikteyken kullanabiliyor. Özellikle bağırsak hastaları yeterince hayvansal yağ tüketmek durumundadırlar. İşte bu yüzden pişireceğiniz etin etrafında mutlaka yağ da olmalı. Aynı şekilde kümes hayvanlarının da etiyle birlikte yağını ve derisini de yemek gerekiyor.

Süt ve süt ürünleri:

Karbonhidrat yoksunu bir diyet; laktoz içermeyen süt ürünlerine izin verecek şekilde planlanır. Laktoz, çift moleküllü bir süt şekeridir. Bu laktoz hem taze sütte hem de pek çok süt ürününde bulunmaktadır. Çeşitli uzmanlara göre dünya nüfusunun % 25- % 90’ı arası, laktoz adı verilen sindirim enziminin eksikliğinden dolayı laktozu sindiremiyor. GAPS hastaları ve bağırsak sorunu yaşayan insanlar, hiçbir şekilde sindiremeyecekleri için laktozdan uzak durmak durumundadırlar. Yoğurt, ekşi krema ve doğal peynirler gibi iyi fermente edilmiş süt ürünlerinde ise genellikle laktoz bulunmaz. Zira fermantasyon süreci içinde bakteriler, laktozu besin olarak tüketirler. Fakat süt, bağırsak hastalarının kaçınması gereken laktoz dışında başka maddeler de içermektedir. Üzerinde en fazla araştırma yapılmış husus ise süt proteini olan kazeindir. Bağırsak hastalarında, kazein yeterince sindirilemez. Bundan dolayı da kazein, kana kazomorfin olarak geçer. Kazomorfinin kimyasal yapısı ise, uyuşturucularda olduğu gibi opiat yapılıdır. Bu da otizm, şizofreni, depresyon gibi hastalıkları olan kişilerin idrarında görülür. Bu bağlamda hepsinde olmasa da bazı otistik çocukların ve şizofreni hastalarının diyetinden süt ürünleri tamamen çıkarıldığında, hastalık tablosunun belli bir düzelme, iyileşme gösterdiği fark edilmiştir. Özellikle de bu soruna hangi kazein türünün yol açtığına dair uzun yıllardır devam eden bir tartışma da söz konusudur. Bu bağlamda daha çok beta-kazeinler adı verilen bir protein grubu üzerinde durulmaktadır. Bazı çalışmalara göre; bu protein grubu sağlıksız bir bağırsakta beta-kazomorfin 7’ye dönüşüyor. Bu madde de beynin görme, duyma ve iletişim gibi fonksiyonlarından sorumlu 32 farklı bölümü hasara uğratıyor. Süt ürünleriyle ilgili bir diğer problem de onların kolaylıkla alerjiye ve intoleransa yol açabilmekleridir. Zaten tüm dünyada bilinen en yaygın alerjilerden birisi süt alerjisidir. Zira süt ürünleri çok çeşitli antijenler (bağışıklığı koruyan immünoglobulinler) içeriyor. Bazı araştırmalara göre, yeni doğanlarda karşılaşılan kolik rahatsızlığının da temel sebebi süttür. Sütün geçirdiği fermantasyon adı verilen o önemli doğal süreci göz önünde bulundurmadığımızda bu saydığım zararların tamamı doğrudur. Eğer süt evde uygun biçimde fermente edilebilirse proteinlerin çoğu insanların kolayca sindirebileceği halde olur, immünoglobulinler kolayca parçalanır ve laktoz, fermantasyon mikropları tarafından yok edilir. Fermantasyon işlemi; sütün, insan bağırsağının daha kolay sindirebileceği bir besin haline getirir. Bunların yanında fermantasyon bakterileri; bağırsak astarında sakinleştirici ve iyileştirici etkisi yüksek olan laktik asit, B vitaminleri, biyotin, K2 vitamini ve pek çok vitamin ve aktif enzimleri üretirler. Ancak ticari amaçlı fermente edilmiş, marketlerde paketli halde satılan süt ürünleri, sütün bağırsak hastalarına uygun olacak hale gelmesi için yeterince uzun süre fermente edilmiyor. Bir de marketlerdeki sütler; fermantasyondan sonra probiyotik mikropları yok eden, enzimlere pek çok vitamine zarar veren, proteinlerin, yağların ve diğer besinlerin yapısını değiştiren pastörizasyon işleminden geçiyor. Bu yüzden, bağırsak hastalarına sadece ve sadece evde fermente edilmiş süt ürünleri öneriliyor. Bağırsak hastaları; bu diyetin giriş aşamasının bir parçası olarak evde mayalanmış yoğurdu, ekşi kremayı ve kefiri tolare ediyorlar.

Yumurta:

Her kahvaltının vazgeçilmez besini olan yumurta, bu dünyadaki en kolay sindirilen ve en besleyici gıdalardan birisidir. Çiğ bir yumurtanın sarısı, tıpkı anne sütüne benzer. Çünkü sindirime gerek kalmadan neredeyse % 100’ü doğal olarak emilir. Yumurta sarısı; insan sağlığı için en gerekli aminoasitleri, çok sayıda vitamini, temel yağ asitlerini, bol çinko, magnezyum ve bağırsak hastalarının eksikliğini hissettiği çok sayıda başka besinleri de içermektedir. Yumurta, özellikle de sinir sisteminin ve bağışıklık sisteminin normal bir şekilde gelişebilmesi için hayati önem taşıyan B12 vitamini bakımından oldukça zengindir. Ayrıca yumurta; sinir sistemi ve karaciğer fonksiyonları için hayati öneme sahip bir aminoasit olan kolini de bolca içerir. Bu bağlamda karaciğer hastalarına da kolin önerilir. Bağırsak hastalarının neredeyse tamamının bilişsel sorunları ve aşır stres altında olan karaciğerleri vardır. İşte bu yüzden bu hastalar diyetlerinde fazladan kolin tüketmelidir. Özellikle de çiğ yumurta sarısı kolin için en iyi besin kaynaklarından birisidir. Ancak maalesef bazı görüşler, ticari kaygı taşıyan kişiler yumurtanın, muhteşem besin değerini görmezden gelebiliyor. Bunların kaynağı da yumurtanın kolesterol içermesidir. Son 10 yıl içinde yumurta tüketiminin kalp hastalıklarıyla veya damar tıkanıklığıyla bir ilgisi olmadığını gösteren çok sayıda bilimsel araştırma sonucu açıklanmıştır. Gerçeğe bakarsak aslında yumurta tüketen kişilerin çoğu, kalp hastalıkları ve damar tıkanıklığı bakımından daha düşük risk taşıyor. Zira insanların çoğu, kandaki kolesterolün % 85’inin doğal, sağlıklı gıdalardan değil, işlenmiş karbonhidrat ve şeker tüketimi sonucu karaciğer tarafından üretildiğini de bilmiyor. Bu yüzden kalbini korumak isteyen herkesin yumurtadan değil, işlenmiş gıdalardan uzak durması gerekiyor.

Nişastasız taze sebzeler:

Taze sebzeler çiğ ya da az pişmiş olarak neredeyse tüm sağlıklı beslenme menülerinde bulunur. Bunlardan nişastasız olanlar da GAPS diyetinin besinleri arasındadır. Bu bakımdan GAPS diyetinde önerilen enginar, pancar, kuşkonmaz, brokoli, Brüksel lahanası, lahana, karnabahar, havuç, salatalık, kereviz, yeşil fasulye, kabak, patlıcan, sarımsak, soğan, karalahana, marul, mantar, maydanoz, taze bezelye, her renk biber, bal kabağı, taze fasulye, ıspanak, domates, turp, şalgam ve su teresi nişastasız sebzelerdir. Bu sebzeleri; GAPS diyetinin aşamalarına uygun olarak pişmiş, çiğ, salata içinde, fermente edilmiş ya da sebze suyu olarak tüketmek mümkündür. Nişasta, şeker ya da herhangi bir doğal olmayan maddeyle kaplı olmadığı sürece donmuş sebzeler de bu diyette gönül rahatlığıyla tüketilebilir. Ancak GAPS diyetinde bütün sebzeler soyulmalı, çekirdekleri çıkarılmalı ve hastanın ishal sorunu tamamen yok oluncaya kadar iyice pişirilerek tüketilmelidir. İshal iyileştikten sonra ise bu sebzeler, kademeli olarak çiğ halde yemeğin yanında ya da öğün aralarında atıştırmalık olarak tüketilebilir. Eğer domates, patlıcan, biber gibi sebzelere karşı hassasiyetiniz varsa ilk önceleri diyete dahil etmeyin. GAPS diyetinin giriş aşamasını tamamladıktan sonra, artık onlara hassasiyetinizin de ortadan kalktığını göreceksiniz. Bu aşamadan sonra da her öğünde ya da her hafta bu sebzelerden bir tanesini kademeli şekilde beslenmenize dahil edebilirsiniz.

Bütün meyveler:

Meyveler ki, buna dut, çilek gibi meyveler de dahil olmak üzere taze, pişmiş, çiğ, kurutulmuş ya da donmuş olarak tüketilebilir. Ancak bu meyvelerde sorbat, sülfit, şeker, nişasta gibi katkıları olmadığından emin olmanız gerekiyor. Eğer ishal sorununuz varsa meyve yemeyin. İshal geçmeye başladığında, pişmiş meyveler yemeye başlayabilirsiniz. Elbette ki pişirmeden önce soyup çekirdeklerini çıkarmanız gerekiyor. İshaliniz geçtikten, dışkınız tamamen normale döndükten sonra ise yemek aralarında atıştırmalık olarak bir çiğ meyve yemeye başlayabilirsiniz. Fakat meyveler, etlerin sindirimini olumsuz etkilemekte, yavaşlatmaktadır. Bu bakımdan et yemekleri tükettiğiniz öğünlerde meyve yememeye, et yemeğinden birkaç saat sonra meyve yemeye özen gösterin. Bu bağlamda etlerle uyum sağlayan sadece birkaç meyve vardır. Bunlar limon, taze limon suyu, avokado ve ekşi elmadır. Bir de yeterince olgunlaşmamış meyveler bolca nişasta barındırdığı için daha çok tam olarak olgunlaşmış meyveleri tercih etmeniz gerekiyor.

Kabuklu yemişler ve çekirdekler:

Kabuklu yemişler ve çekirdekler bizim beslenme ve atıştırmalık kültürümüzde önemli bir yer tutuyor. Bunun iyi tarafı da bu besinlerin, sağlıklı beslenmenin önemli bir parçası olmasıdır. Ceviz, badem, fındık, kaju, fıstık, ayçekirdeği, kabak çekirdeği ve susam gibi kabuklu yemişlerin ve çekirdekler GAPS diyetinin temel besin maddeleridir. Ancak bu besinlerin kabuklu olarak satın alınması ya da kabuğundan yeni çıkarılmış olarak alınıp kısa süre içinde tüketilmesi gerekiyor. Kavrulmuş, tuzlanmış, kaplanmış veya başka bir işlemden geçirilmiş kabuklu yemişler ve çekirdekler GAPS diyetinde tüketilmemelidir. Sağlıklı, organik ürünler satan dükkânlarda bu besinleri sade, doğal, çiğ olarak bulabilirsiniz. Kabuklu yemişler ve çekirdekler son derece besleyicidir, bazı yaşamsal minerallerin, amino asitlerin ve yağların en zengin kaynaklarıdır. Magnezyum, selenyum, çinko, Omega-6 ve Omega-3 yağları kabuklu yemişler ve çekirdeklerde bolca bulunur. Bilimsel tıbbi çalışmalar, düzenli olarak kabuklu yemiş ve çekirdek tüketenlerde kalp hastalığı, kanser ve pek çok başka dejeneratif hastalık oranının daha düşük olduğunu gösteriyor. Bu bakımdan uzmanlar bu tür hastalıkları olanlara da bu besinlerden düzenli olarak tüketmelerini öneriyor.

Fasulye ve baklagiller:

Baklagiller, aslında sağlıklı beslenmenin önemli bir parçasıdır. Ancak baklagillerin bir bölümü aşırı oranda nişasta içerdiği için bağırsak hastalarına önerilmez. Nişasta içermeyen baklagilleri ise GAPS hastalarının beslenme programına alınır. Kuru fasulye, lima fasulyesi (kuru ve taze), mercimek ve kuru bezelye nişasta içermediği için bu diyet döneminde tüketilmek için idealdir. Ancak bunun için de hastanın tüm sindirim sorunlarının geçmiş olması gerekiyor. Bunun için GAPS diyetinin giriş değil de, Tam GAPS diyeti dönemi uygun görülüyor. Bunlar dışındaki tüm baklagiller, bağırsak hastaları için aşırı nişastalıdır ve uzak durulması gerekir. Kuru fasulye, mercimek ve kuru bezelyeyi en az 12 saat suda bekleterek, sonra pişirmeden önce akan suyun altında zararlı maddelerden (lektin ve bazı nişastalar) iyice arındırarak tüketmek gerekiyor.

Bal: 

GAPS diyetinde bütün doğal balları gönül rahatlığıyla tüketebilirsiniz. Ancak çoğu bal üreticisi, balı petekten çıkarmak için balı ısıtıyor, bu işlem de bazı mikro elementlerin kaybolmasına yol açıyor. Bu yüzden beslenmenizde daha çok soğuk pres balları tercih etmeniz gerekiyor. Tüketeceğiniz bal olabildiğince az işlem görmüş, olabildiğince saf ve doğal olmalı. Biliyorsunuz ki bal, sofra şekerinden daha tatlı ve bağırsak hastalarının sindirim sisteminin baş edebileceği iki tene mono- sakkarid olan fruktoz ve glikoz içeriyor. Bu bakımdan eğer tatlı yapmak, çayınızı, kahvenizi, sütünüzü tatlandırmak istiyorsanız, bunun için bal kullanın. Ancak GAPS diyetinin başlangıç aşamalarında, bal dahil bütün tatlı gıdaları kısıtlamaya, hatta onlardan uzak durmaya çalışın. Çünkü şeker, tatlı bağırsakta Candida albicans mantarının aşırı büyümesine yol açabilir. Şunu unutmamak lazım ki; 17. yüzyılda insanoğlunun şekerle tanışmasına kadar insanların kullandığı tek tatlandırıcı baldı. 17. yüzyılın sonunda ise şeker baldan daha bol ve ucuz olduğu için balın yerini aldı. İşte bu tarihten sonra da şekere bağlı hastalıklar baş gösterdi. Bal, vücudumuzun her türlü fonksiyonu için çok doğaldır ve zarar vermek bir yana, sağlık kazandıran, destekleyici pek çok özellik taşır.

İçecekler:

Sıvılar, bağırsakların sağlığı açısından çok önemlidir. Bir bağırsak hastası; su, taze sıkılmış meyve, sebze suları ve et/balık suyu tüketmelidir. Yetişkinler sütsüz açık çay ve kahve de içebilirler. Ancak çay ve kahve hazır değil, taze yapılmış olmalıdır. Çayın içine bir dilim de limon atmak çok daha faydalıdır. Taze ve tek bir bitki çeşidinden yapıldığı sürece bitki çaylarının da tüketilmesinde sakınca yoktur. Fakat marketlerde hazır paketli olarak satılan bitki çayı poşetleri değil de, aktardan alıp kendinizin demlediği çayları tüketin. Bu bağlamda sindirime en çok faydalı olan bitki çaylarından birisi taze zencefil çayıdır. İnek sütü yerine kullanılan ev yapımı badem sütü ve Hindistan cevizi sütü de tüketilebilir. Ancak hepsinden de önemlisi su içmek çok sağlıklı bir alışkanlıktır. Çocukların bu alışkanlığı kazanmasına özellikle yardımcı olmak gerekiyor. Bir yetişkin günde ortalama 8 -10 bardak su içmelidir. Bunun için satın alınan damacana sular ya da filtrelenmiş musluk suyu önerilir. Zira normal musluk suyu klorludur ve bağırsak flora dengesine çok ciddi zarar verir. Bu bakımdan en iyisi mineralli su veya filtrelenmiş su içmektir. Bir bağırsak hastasının günü her zaman, kişisel tercihine göre soğuk veya ılık olarak gazsız mineralli su ya da filtrelenmiş suyla başlamalıdır. Suya bir dilim limon veya bir tatlı kaşığı elma sirkesi katmak da sindirim sistemine faydalıdır. Aynı şekilde öğünler arasında, gün içinde de içmek gerekiyor. Ancak yemekle birlikte çok su içmek sindirimi zorlaştırıyor. Bu nedenle de yemeklerden 10 dakika önce ve yemek bittikten 10 -15 dakika sonra, bir de gün içinde aralarda su içmek tavsiye ediliyor. Yemeklerle birlikte ise evde kaynatılmış ılık et-kemik suyu içmek, midede sindirim sıvılarının üretimini artıracağı için daha çok faydalıdır. Taze sıkılmış meyve ve sebze suları ise mutlaka tavsiye edilir. Bunlar vücuttaki detoks sürecini hızlandırarak karaciğere destek olur. Bunun için evinize iyi bir meyve ve sebze sıkacağı almak gerekiyor. Fakat özellikle altını çiziyorum ki; marketlerde, paketli, olarak plastik ya da cam şişelerde satılan meyve ve sebze suları kesinlikle sağlıklı bir beslenme sürecine dahil edilemez. Zira onların etiketlerinde içerdikleri koruyucular, tatlandırıcılar ve diğer katkı maddeleri tam olarak yazıyor olsaydı, kimse satın almazdı. Çoğu hazır meyve ve sebze suyunun ambalajının içinde, bağırsak hastalarının genellikle reaksiyon gösterdiği küf ve mantarlar oluşuyor. Özellikle de uyarıcı madde içeren içeceklerin ve gazlı içeceklerin sağlıklı beslenme programının içinde kesinlikle yer almaması en doğrusudur. Bunlar toksisiteyi artırıp karaciğere daha fazla yük getirdikleri için, bağırsak hastalarının alkollü içecekleri de hiç tüketmemesi en doğrusudur.

Katı ve sıvı yağlar:

Sağlıklı beslenme programının en önemli temel taşlarından birisi de yağlardır. Ancak elbette ki sağlıklı yağlar! Bağırsak hastaları için en iyi yağlar; kuzu, dana, sığır, kümes hayvanı gibi hayvanlarda bulunan doğal yağlardır. Bu yağlar bağışıklık, sindirim ve sinir sistemini onaran bütün gerekli besinleri içinde barındırır. Bu bakımdan bağırsak hastalarının bu yağlardan bol bol tüketmesi gerekiyor. Aslında bir bağırsak hastası ne kadar çok taze hayvansal yağ tüketirse o kadar hızlı iyileşecektir. Zira diğer yağlar ısıya maruz kaldıklarında besin değerlerinin çoğunu kaybederken, hayvansal yağlar ısıya maruz kaldığında kimyasal yapıları değişmediği için pişirirken kullanılabilecek en iyi yağlar hayvansal yağlardır. Tüm kızartma yağları veya bitkisel yağlar ise zararlı trans yağ asitleri içerdiği için bu yağlardan hem GAPS diyeti döneminde hem de aslında tüm yaşam boyunca uzak durmak gerekiyor. Bu bakımdan yemek yaparken tereyağı, sadeyağ, dana, sığır yağı, kuzu yağı, ördek yağı, kaz yağı veya tavuk yağı kullanmak önerilir. Sıvı yağ olarak ise sadece, soğuk sızma zeytinyağını, çiğ olarak tüketmek tavsiye ediliyor.

Tuz:

Doğada saf olarak bulunan ve yemeklerde kullanılan tuz, pek çok faydalı elementi barındırıyor. Hatta doğal kristal tuzu ve tam deniz tuzu, insan vücudunu meydana getiren, sağlıklı çalışmasını sağlayan bütün mineralleri ve eser elementleri içeriyor. Bu en doğal haliyle tuz; sadece faydalı değil, vücudumuz için olmazsa olmazdır. Fakat tuz üretimi için ticari kullanımda saf sodyum klorür kullanıldığı için, doğal tuzun içindeki neredeyse tüm elementler ve mineraller yok edilir. İşte aslında hiçbir faydası olmayan bu tuzu biz “sofra tuzu” adı altında her gün evimizde tüketiyoruz. Bir de paketlenmiş, işlenmiş tüm yiyeceklerimizin içinde bu zararlı tuzdan bolca var.  Tuzun bu hali vücudumuz için fayda bir yana, bir düşman gibidir, en basitinden iç dengemizi, metabolizmamızı bozuyor. İnsan vücudu; sodyum klorürü, işlenmemiş doğal tuzun sağladığı tüm faydalı mineraller ve eser elementlerle birlikte almak üzere tasarlanmıştır. Oysaki işlenmiş tuzla aldığımız saf sodyum klorür ise, vücudumuzdaki suyu kendine çeker ve yüksek tansiyon, doku ödemi ve zayıf kan dolaşımı gibi pek çok hayati sonuçlar doğuran su tutulmasına sebep olur. Vücudumuz, fazla sodyum klorürle başa çıkmaya çalışırken çeşitli zararlı asitler, safra kesesi ve böbrek taşlarının da oluşması muhtemeldir.

GAPS diyetinde kaçınması gereken besinler

Tüm tahıllar ve tahıllardan yapılan her besin:

Tahıllar, GAPS diyetinin düşmanlarıdır. Buğday, çavdar, yulaf, pirinç, mısır, darı, arpa, karabuğday, akdarı, bulgur, kinoa, kuskus (bazıları tahıldan yapılmıyor ama çoğunlukla öyle olduğu için listede) bağırsak hastaları için kesinlikle zararlıdır. Bu besinleri beslenme programından çıkararak büyük oranda nişasta ve glüteni de diyetten çıkarmış oluruz. Aslında sağlıklı beslenmek istiyorsak da tüm tahılların kesilmesi faydalı olacaktır. Şeker dışında tükettiğimiz karbonhidrat çeşitlerinin en başında nişasta geliyor. Bütün tahıllar ve patates, yer elması, tatlı patates, tapyoka gibi bazı kök sebzeler nişasta yönünden çok zengindir. Tüm vücut sağlığımız için zararlı olan nişasta; yüzlerce tek şekerin birleşerek çok sayıda dalı olan uzun bir kordon oluşturduğu büyük moleküllerden oluşuyor. Nişastanın sindirilmesi, sindirim sistemimiz için çok zor ve hasar verici bir işlemdir. Nişastanın karmaşık yapısı yüzünden sadece bağırsak hastalarında değil, sağlıklı insanlarda bile nişastanın çoğu sindirilemiyor. Sindirilmemiş nişasta ise, bağırsaktaki patojen floranın çoğalıp toksin üretmesine uygun ortam yaratıyor. Çoğumuzun masasından eksik olmayan beyaz ekmek; asla yeterince sindirilmiyor, midede sakız gibi yapışkan bir maddeye dönüşüyor. Bu madde ise, hastalık yapıcı bakterilerin ve parazitlerin çoğalması için ortam yaratıyor. Bu bakımdan bağırsak hastalarının diyetinde nişastaya kesinlikle yer verilmez. GAPS diyetinde asla tahıl yok, tahıldan yapılmış herhangi bir yemek ve nişastalı sebzeler de yok. Bu bağlamda yapılan klinik uygulamalar, tahıl ağırlıklı beslenen kişilerin hasarlı bağırsaklarının ancak uzun bir zaman sağlıklı beslenildiğinde iyileşme şansı olduğunu gösteriyor. Bu iyileşme gerçekleştiğinde ise kişi, bu hastalığın olumsuz etkilerini yaşamadan kontrollü olarak tahıl ve nişastalı sebze tüketmeye devam edebilir. Yani öncelikle aşırı tahıl ve nişasta tüketiminden kaynaklanan bağırsak hastalığı tedavi edilmeli, ardından da miktarı azaltılarak nişasta ve tahıl tüketimine geçilebilir. GAPS diyetine; un yerine öğütülmüş kabuklu yemiş ya da kabuklu yemiş unu; şeker yerine işlenmemiş doğal bal ve kurutulmuş meyve kullanılması öneriliyor.

Tüm nişastalı sebzeler ve onlardan yapılan tüm besinler:

Nişasta içeren patates, Hint yer elması, tatlı patates, havuç, beyaz yer elması, tapyoka, ararot, gulgas kökü gibi sebzeler GAPS diyetinde yer almaz. Diyetten çıktıktan sonra kontrollü olarak tüketilebilir.

Şeker ve şeker içeren tüm besinler:

Şeker ağırlıklı beslenmek, şekerli besinler tüketmek demek, kanser hastalıklarına uygun ortam yaratmaktır. Zira kanser hücreleri, şekerle beslenir ve bu sebeple de bazı uzmanlar şekere “beyaz ölüm” adı veriyor. Bağırsak hastalıklarının çoğunun oluşumunda da şekerli beslenme alışkanlığı görülüyor. Bu hastalarda bağışıklık sistemi de risk altında olduğu için şekerli beslenmek demek, tüm hastalıklara uygun ortam oluşturmak demektir. Tüm bunların yanında vücut, şeker saldırısıyla başa çıkabilmek için de; mevcut mineral, vitamin ve enzimleri aşırı derecede kullanır, bu hayati maddeleri kısa sürede tüketir. Bir bağırsak hastası da, zaten magnezyum ve diğer yaşamsal besinlerin eksikliğini yaşadığı için hiçbir şekilde şeker tüketmemelidir. Bağırsak hastalarında çeşitli faktörlere bağlı olarak patojenik vücut florası aşırı şekilde hızla çoğalmaktadır. Bunlar arasında zararı herkesçe bilinen mantar, Candida türleri de bulunmaktadır. Zira mayalar, glikozla ve diğer şeker türleriyle beslenmektedir. Mayaların aşırı şekilde çoğaldığı bir vücutta ise Candida, glikozu kendi bünyesine alır ve glikozun, alkollü fermantasyon diye adlandırılan bir işlemle sindirilmesine neden olur. Bu biyokimyasal olay esnasında Candida ve diğer mayalar, besinlerden alınan glikozu alkole (etanol) ve yan ürünü olan asetaldehide dönüştürür. Alkolün herkes için, ama en çok da çocuklar için toksik olduğunu herkes biliyor. Çok düşük oranda ve az miktarlarda da olsa, alkolün düzenli kullanımından etkilenmeyecek hiç bir organ yoktur. Asetaldehid, alkol yan ürünlerinin en toksik olanı olarak biliniyor. Bu kimyasalın en kötü, zararlı etkilerinden biri, proteinlerin yapısını değiştirebilmesidir. Biz insanların vücudu büyük oranda proteinlerden meydana geliyor. Hormonlardan enzimlere kadar vücudumuzda sayısız ve çok çeşitli aktif madde olarak protein bulunmaktadır. İşte bu hayati olarak gerekli proteinlerin yapıları asetaldehid ile değiştiğinde, proteinler fonksiyonlarını gereğince yerine getiremiyorlar. Alkol ve asetaldehid, vücudumuzda pek çok temel besini işe yaramaz hale getiriyor. Örneğin proteinlere bağlanan asetaldehid; nörotransmitter üretiminde, yağ asitlerinin metabolizmasında ve vücutta daha pek çok süreçte rol alan B6 vitamininin işlevsel olarak eksik ve etkisiz hale gelmesine sebep oluyor. Bağırsak hastalarında bir diğer yaygın işlevsel eksiklik ise, tiroit yetmezliğidir. Bu hastalarda tiroit bezi yeterince hormon üretse de, çalışma alanları asetaldehid ve diğer toksinler tarafından işgal edildiği için kişide tiroit yetersizliğinin tipik belirtileri olan depresyon, halsizlik, yorgunluk, aşırı kilo alma, vücut ısısı kontrolünün zayıflaması, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi şikayetler sıklıkla görülür.

Nişastalı bakliyatlar: 

GAPS diyetinde nişastanın, nişasta içeren besinlerin tamamen beslenme sepetinden çıkarıldığından bahsettik. Bu bakımdan soya fasulyesi, maş fasulyesi, nohut, fasulye filizi, bakla da diyet süresince beslenme programına alınmaz. Zira nişastanın her türü, bağırsak hastalarının anormal bağırsak florası nedeniyle fermente edilemiyor ve sindirilemiyor. Bu arada nişasta içeren bakliyatlar, patojenik florayı ve parazitleri besleyen bir besine dönüşüyor.

Laktoz ve laktoz içeren tüm besinler:

GAPS diyetinde sıvı ya da kurutulmuş her tür süt, marketlerde satılan hazır yoğurt ve ayran, ekşi krema, laktoz içeren işlenmiş yiyecekler asla yer almaz. Laktoz; çift moleküllü süt şekeridir ve bağırsak hastaları laktozu sindiremez. Bu nedenle de bağırsak hastaları laktoz içerikli beslendiklerinde gaz ve şişkinlik oluşur. Sindirilemeyen diğer besinler gibi laktoz da, gıda intoleranslarına neden olarak beynin ve vücudun toksinlenmesine sebep olur.

İşlenmiş, hazır gıdalar: 

Marketlerde, pastanelerde satılan kekler, tatlılar ve hazır pek çok yiyecek şekerle üretiliyor ve hepsinin ana maddesi de maalesef undur. Bununla birlikte hazır gıdalar renklendirici, koruyucu, tatlandırıcı gibi çok sayıda kimyasal madde de içeriyor. Glütenli ya da glütensiz tüm işlenmiş gıdaların GAPS diyetinde beslenme programından çıkarılması gerekiyor. Günümüzün beslenme alışkanlıkları içinde hazır meyve suları; içerdikleri kimyasal katkıları saymazsak, en büyük şeker kaynaklarından biridir. Hatta bir kutu gazlı içecekte 5- 10 tatlı kaşığı arasında şeker bulunabiliyor. Hazır meyve suları, işlenmiş meyve şekeri ve küfle içeriyor. Meyve suları taze sıkılmış olmadığı sürece bu meyve sularını da beslenme programınızdan çıkarmalısınız. Uzmanlar; etiketinde “diyet” yazan içeceklerde bulunan şeker, diyet olmayanlara göre çok daha fazla aspartamın, kanserojen ve nörotoksik olduğunu tespit etmiştir. Bağırsak hastası olan çocuk ve yetişkinlerin diyetlerinden bu hazır besinleri kesinlikle uzak tutmalıdır. Bu işlenmiş, hazır gıdalarda bulunan şeker ve buğday o kadar çok yaygın kullanılıyor ki, market raflarında bunları içermeyen hazır gıda bulmak hiç de kolay değil.

Soya:

İşlenmiş gıdaların pek çoğunda bulunan soya, genel vücut sağlığı ve bağırsak sağlığı için zararlıdır. Margarinlerde, salata soslarında ve diğer soslarda, ekmeklerde, bisküvilerde, pizzalarda, bebek mamalarında, çocuk atıştırmalıklarında, tatlılarda, keklerde, vejetaryen ürünlerde, süt yerine kullanılan ürünlerde ve hatta yeni doğanlar için süt ürünlerinde bile soya bulunabiliyor. Batı ülkelerinde soya kullanımına, soya protein izolat adı veriliyor. Ancak bu işlemde lifler, bir alkalin solüsyonla ayrıştırdıktan sonra soya fasulyeleri, asitle temizlenmek üzere geniş alüminyum tanklara konuyor. Bu soya fasulyeleri asit dolayısıyla alüminyumu kalıcı bir şekilde emiyor ve bu da paket olarak alınan ürünlerin içinde kalıyor. Pek çok besinde bulunan bu alüminyum; demans ve Alzheimer hastalıklarıyla yakından ilişkilidir. Bu soya fasulyeleri; alüminyum içinde asitle temizlendikten sonra, kanser gelişimine neden olan nitrat da dahil olmak üzere birçok başka kimyasal kullanılarak işlem görüyor. Ortaya çıkan son ürün ise; neredeyse tatsız, kolay kullanılabilir, her gıdaya da eklenebilir bir saçma bir toz haline geliyor. Dünya genelinde üretilen soyanın % 90’ından daha fazlası, genetik olarak değiştirilmiş olmasına rağmen, bu ürünlerin etiketlerinde bu bilgi maalesef bulunmuyor. İşte bunlar ve daha pek çok sebep yüzünden sağlıklı kişiler ve özellikle bağırsak hastalarına soyalı ürünler tüketimi önerilmiyor. GAPS diyeti uygulanırken soya ürünleri tüketilmez, ancak diyet tamamlandıktan sonra ise geleneksel fermente edilmiş soya ürünleri kademeli ve kontrollü olarak kullanılabiliyor. Bunun için sadece soya fasulyesinin organik olarak üretilmiş olmasına ve genetiğinin değiştirilmemiş olmasına dikkat etmek gerekiyor.

 

 

 

(bu içerik bilgilendirme amaçlı bir alıntı bir paylaşımdır, yazarı tarafından talep edildiği takdirde sitemizden kaldırılabilir. Haber kaynağı için bakınız
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

*